Öykümüzün başladığı 1919 yılında, Mathilde henüz 19 yaşındadır ve nişanlısı Manech'in iki yıl önce gittiği cepheden geri dönmesini beklemektedir. Oysa ona Birinci Dünya Savaşı'nın bitmek bilmez cephe savaşlarından gelen tek şey, aşık olduğu adamın ülkesi için savaşırken öldüğünü haber veren bir mektup olur. Mathilde buna inanamaz; çünkü eğer sevgilisi ölmüş olsa bunu mutlaka hissedeceğini düşünmektedir. Genç kadın ne pahasına olursa olsun gerçeği ortaya çıkarmak için araştırmaya başlar. Aynı cephede savaşmış olan bir çavuştan, Manech'in dört diğer askerle birlikte işledikleri bir suçtan ötürü ölüme terkedildiklerini öğrenir. Olayları deştikçe beş genç adamla ilgili korkunç gerçeğe giderek yaklaşan Mathilde, ipin ucunu bırakmak istemez ve tüm zorluklara rağmen kavuşmayı planladığı sevgilisine ulaşmak için savaşır. Amélie'yle şapka çıkartan yönetmen Jean-Pierre Jeunet ve genç aktris Audrey Tautou ödüllü bir roman uyarlamasıyla geri dönüyorlar.
| % 20 | % 80 | % 0 |
Sırf Aundrey Tautou için ne idüğü belli olmayan filmler izler oldum. Şimdi de bu filmi izlemeyi düşünüyorum :D
Herşey bir yana bu oyuncuya karşı olan sempatim Coco avant Chanel , Ensemble, c'est tout , The Da Vinci Code , Hors de prix , Dirty Pretty Things ve tabiki Le fabuleux destin d'Amélie Poulain (amelie) filmlerini izlememe neden oldu. Tabi ki Amelie gibisi yok ama diğer filmler için de boş diyemem özellikle Coco avant Chanel hakikaten dikkate alınacak filmlerden, apayrı bi karakter yansıtıyor perdeye (veya ekrana).
Birde bi arkadaş mimikleri olsun, hareketleri olsun filmden filme hep aynı olduğuna takılmış. Fikrine katılmakla birlikte yahu yerim onun ben mimiklerini!!! demeden de geçemiyorum :D
uykulu bir şekilde izlemeye başladığım için dikkatimi toplayamamıştım, doğal olarak isimler karışmıştı , o beş kişinin hangisi hangisiydi hepsi karman çorman. bir süre sonra fazla kafa yormayı bıraktım ama en baştan itibaren isimlere dikkat etmek gerek. hoş bir film aslında beğenmedim diyemeyeceğim.
---spoiler---
mathilde in nişanlısının baygın halde "elimde kalp atışını hissediyorum" gibilerinden sayıklaması etkiledi beni. fransız filmlerinde "şunu yaparsam şu olur" inancına pek rastlar oldum, 3-4 film oldu hadi bakalım hayrlısı.
---spoiler---
yönetmeni için gözü kapalı izlenmesi gerekenlerden, çok büyük bütçeli bir filmmiş kendisi, savaş sahnelerine dikkat etmekte fayda var. söylemeden geçemeyeceğim, audrey tautou nun mimikleri hala amélie dekiyle aynı gibi gelirdi bana, bu filmde daha da gözüme battı. aynı gülümseyiş aynı bakışlar. coco avent chanel da nasıl bir de ona bakmak lazım.
Yukarıdaki yorumuma ek olarak:
Şükür filmi bitirebildim :) Bir yıllık bi süreç içerisinde 200'ü aşkın film izlemiş bi insan olarak abartmıyorm anca 3 ila 4 filmimi günlere yayarak izlemişimdir. Ki bu noktada en son filmim The Elephant Man idi, düşünün yani :D Kayıp Nişanlı'yı da anca 3 günde bitirebildim ve yukarıdaki diğer arkadaşların yorumlarına son derece katılıyorum..
Ayrıca Amélie filmini izlemişinizdir. Aynı yönetmenden, görüntü yönetmeninden, senaristen çıkmış bi film Kayıp Nişanlı da ve ilk dakikalar Amélie seyrediyormuş havasına giriyorsunuz, beklenti yükseliyor tabi. Bu konuda da tek eksiği soundtrackleriydi. Ama sıkıntı şurdaki nedense Stanley Kubrick'in Full Metal Jacket filmi tarzı bisey gördüm. Yani sanki onu yapmaya çalışmış gibi ama bi taraftan da resmen rüya bi aşkı lanse etmeye çalışmış. Kanımca bi kolda iki karpuz taşınamamış. Artı, papaz hergün pilav yemiyor (Amélie gibi film bir kere çıkıyormuş demekki :D)
Sonuç olarak takatiniz yoksa sonunu getirebileceğiniz bir film olduğunu düşünmüyorum. Yavaş ilerleyen, güzel savaş sahneleri olan, yan karakterlerin bence gereksizce çok işlendiği ki konudan uzaklaşılmış o yüzden. Hele ki bi noktada The Da Vince Code'u seyrediyormuşum gibi hissettiğim bir film :D Ama final güzeldi her ne olursa olsun ;)