Filim Adamı


Film Fecir » Üç Renk: Beyaz

Üç Renk: Beyaz

trois-couleurs-blanc (1994)

İçe kapanık insanları, kasvetli mimarisi ve aşırı tutucu yapısıyla anılan Polonya, sanatın gerçek, hastalıklı üslupla işlendiği bir ülke ve bilhassa dram türünün menbası olarak göze çarpar. Piyanistiyle Roman Polanski, sorgusuyla Ryszard Bugajski ve elbette Üç Renk filmleriyle Krzysztof Kieslowski, Polonya'nın sinema dünyasına armağanlarından birkaçı olarak verilebilecek, kalburüstü örneklerdendir.

 

Bahse konu yönetmenimiz Krzysztof Kieslowski, taşı gediğine koyan, sert kısa filmleri ve mesajı alt metninde gizli Three Colors üçlemesiyle, sıkı sinema takipçilerinin aşina olduğu bir isimdir. Kendisinin en önemli eserlerinden biri olan Üç Renk: Beyaz, Fransız bayrağının renkleri olan mavi, beyaz ve kırmızıya atfedilmiş "özgürlük, eşitlik ve kardeşlik" kavramlarını ele alan Three Colors'ın "eşitlik" payını temsil eder.

 

Üç Renk: Beyaz

Filmin ilk dakikasında Karol'u, öpüşen mutlu çiftlerin önünden geçerken görürüz. Aslında Beyaz'ın ilk ironisi tam da bu sahnede verilmiş olur, zira Karol, karısı Dominique'i cinsel açıdan "mutlu" edemeyen ve bu yüzden Dominique ile davalık olmuş, Fransızcayı çatpat bilen Polak bir göçmendir. Kocası Karol'un bu hatasını kabul edilemez bulan Dominique, Karol'dan boşanmak istemektedir. Film boyunca beyaz (eşitlik) temasının sarkastik bir üslupla ele alınacağı bu noktada vurgulanmış olur. Duruşma sırasında mutsuzluğu yüzünden okunan Karol, bu büyük kusurunun cezasını evliliğini ve değer verdiği diğer pek çok şeyi kaybederek öder. Dominique bu yolla intikamını almış ve "eşitliği" sağlamış olur. Yönetmen Kieslowski, film boyunca metalaştırılan eşitlik kavramı için "Kimse, bir başkasıyla gerçekten eşit olmak istemez. Herkes Dominique gibi, biraz daha eşit olmak ister."" çözümlemesini yapar.

 

Parapsikolojideki (Doğaüstü olayları araştıran ruh bilimi) "Yaptıkların iyisiyle kötüsüyle sana geri döner" yasası ve iktidarın gücü üzerine kurulmuş filmde, eşitliği bozan taraf Dominique, artık cinsel hayatı aktif ve mutlu bir kadındır. Karol ise aç bilaç bir halde, Paris metrosunda geçimini sağlayabilmek için müzisyenlik yapmaktadır. Tam o sırada Karol, intihar etmeyi düşünen zengin bir göçmen olan Mikolaj'la tanışır. Mikolaj varlıklı, küstah ve mutsuz bir insandır. Zaman geçer. Karol, karısının akla gelebilecek türlü aşağılamalarına maruz kalır, telefonun başında, karısının sesini duyabilmek için gözyaşı dökerken,  Dominique ona orgazm çığlıklarını dinletir. Bu sırada izleyiciler olarak bizler, insan doğasının kötülük kavramının sınırlarını zorlayışını görür, hayrete düşeriz.

 

Karol zor bir tercih yapar ve her şeyi geride bırakıp Polonya'ya dönmeye karar verir. Yeni ahbabı Mikolaj'ın yardımıyla, bir bavulun içinde Polonya'ya girmeyi başarır. Nihayetinde iş bulup hayatını az çok düzene oturtabilmiş Karol, her şeye rağmen Dominique'i bir türlü aklından çıkaramaz. Öyle ki çektiği onca sıkıntıya karşın, Fransa'dan giderken yanına aldığı, karısına benzeyen heykeli odasının başköşesine koymayı ihmal etmez. Karol, karısının şahsiyetini yüklediği heykele hasretle bakarken, Dominique mutlu olmakla meşguldür. Mikolaj Karol ikilisinin yolları, bu kez Polonya'da bir kez daha kesişir. Mikolaj hayattan beklentisi kalmamış, naçiz bir haldedir ve Karol'dan kendisini öldürmesini rica eder. Karol bunu kesinkes reddeder, Mikolaj'ın ona yaptığı iyiliği bu şekilde eşitlemiş ve aralarındaki dostluğu perçinlemiş olur. Karol ve Mikolaj bu olaydan sonra ortak bir iş kurarlar. Karol para ve gücü, yıllar evvel kaçarcasına terk ettiği Polonya'da bulur. Bu yolla Kieslowski, Polonya'da palazlanan liberal ekonomiye bir selam çakar. Artık zengin ve güçlü bir adam olan Karol, gücü elinde tutan her insan gibi "eşitliği" kendi lehine çekmek için Dominique'den intikam almayı seçer. Ezcümle bir kez daha güçlü olan kazanır, bu sefer terk eden taraf Karol'ın kendisi olur.

 

Kimi sinemaseverin, üçleme adına bir kara leke olarak gördüğü Beyaz, ne hüznün yerini depresyona bıraktığı Mavi kadar soluk bir acı, ne de Kırmızı kadar baş döndürücü raddede ağır bir dram ihtiva eder. Tıpkı hayatın kendisi gibi, tatlı sert bir hüznün ve izleyiciyi gülümseten bir avuç eleştirinin tezahürüdür. Boğazına kadar kedere batmış bir kadının duvarda parçaladığı eli kadar acı vermez, fakat onun kadar gerçektir.

oluşturulma tarihi: 2016-02-03 06:33:40 (yaklaşık bir yıl önce)
güncelleme tarihi: 2016-02-04 20:29:11 (yaklaşık bir yıl önce)
okunma sayısı: 18, beğenilme sayısı: 18

yapışkan kelimeler: Üç Renk, Beyaz, Dram, Krzysztof Kieslowski, Polonya, Fransa

Yorumlar

tambenlik
tambenlik
intikam eşitliği sağlamanın en tercih edilen yoludur.

başarılı bir yazı olmuş, emeğinize sağlık!
yaklaşık bir yıl önce
drjacksheparddd
drjacksheparddd
Yorum çok güzel olmuş emeğinize sağlık:)
yaklaşık bir yıl önce
ivalde
ivalde
Güzel bir yazı olmuş devamını bekliyoruz
yaklaşık bir yıl önce
chillshaker
chillshaker
nice.
10 ay önce

Olan Biten

  1. zett, "Ey, sinema üzerine yorum yapan ..." adlı yazıya yorum yaptı. yaklaşık bir ay önce
  2. Rahilaa, "'Sybil' Gerçek Bir Hayattan Uya..." adlı yazıya yorum yaptı. 2 ay önce
  3. fthgzl79, "Kontrolü Kaybetme Zevki Üzerin..." adlı yazıya yorum yaptı. 7 ay önce
  4. fthgzl79, "Ey, sinema üzerine yorum yapan ..." adlı yazıya yorum yaptı. 7 ay önce
  5. Coreality, "Bir İç Hesaplaşma Olarak 'Dog..." adlı yazıya yorum yaptı. 7 ay önce
  6. gokturk_d, "Dekalog 1..." adlı yazıya yorum yaptı. 9 ay önce
  7. zverkov, "Dekalog 1..." adlı yazıya yorum yaptı. 9 ay önce
  8. mucahit, "Kış Uykusu Üzerine..." adlı yazıya yorum yaptı. 10 ay önce
  9. chillshaker, "Üç Renk: Beyaz..." adlı yazıya yorum yaptı. 10 ay önce
  10. sersak53, "Modern Zamanlar Anlatısı Üzer..." adlı yazıya yorum yaptı. 11 ay önce