Filim Adamı


Film Fecir » Kontrolü Kaybetme Zevki Üzerine Bir Film, Relatos Salvajes

Kontrolü Kaybetme Zevki Üzerine Bir Film, Relatos Salvajes

yazar: @fawkessa

Not: Apoiler içerir.

Asabiyim Ben, ya da orijinal adıyla Relatos Salvajes, doludizgin, gerim gerim geren, gererken aynı zamanda oldukça eğlendiren ve aslında karakterlerin başlarına gelen kötü olaylarla bir şekilde iyi hissetmenizi sağlayan ve altı adet bağımsız kısa hikâyeden oluşan bir film. Bağımsız hikayelerden oluşmasıyla Meksika yapımı, birden çok hikaye anlatan Amores Perros ve Babel gibi filmlerden ayrılıyor. Yine de altı hikâye, ortak bir tema etrafında birleşiyor: İntikam. Aslında sadece intikam diyerek geçebileceğimiz bir şey değil bu, daha çok kontrolü kaybetme zevki arka planda saklı olan. Szifron bu temayı seyirciyi hiç sıkmadan son derece akıcı bir üslupla işliyor. Öyle ki, hikayeler birbiri ardından gelirken zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamıyorsunuz ve ışıklar yandığında hevesiniz kursağınızda kalmış vaziyette, üzerinizden fırtına gibi geçen filmin etkisinden çıkmaya çalışıyorsunuz. Hikayelerin süreleri giderek artarken, Szifron ustalıkla aynı akıcılığı sürdürmeyi beceriyor. Başarılı bir kara mizah ürünü olan filmde, güçlü bir satirik dil kullanımını hissetmek mümkün ve bunu daha da etkili hale getiren, aynı zamanda seyirciyi eğlendiren unsurlardan biri ise ironi. Fare zehri, son kullanma tarihi geçerse daha mı etkili olur yoksa bir işe yaramaz mı sorusuyla kafamızı kurcalayan film, birbirlerini öldürmeye çalışan iki adamın samimi bir pozisyonda birbirlerine sarılı duran iskeletlerine bakarak tutku suçu tahmininde bulunan komiserle bizi gülümsetiyor. Birçok duyguyu aynı anda yaşamamızı sağlayan film, aynı zamanda düzenin ve sistemin nasıl bir anda anarşiye ve kaosa dönebileceğini de gösteriyor.

Szifron'un bu filmi, genel çerçevede karakterleri süperegodan bağımsız kılarken seyirciye de onların yapamadıkları şekilde idlerinin peşinden giden insanların öykülerini anlatarak yoğun bir haz yaşatıyor. Bu özelliği, filmi izleyicinin gözünde cazip kılan ve ilk bakıştaki korkutucu ve gerilimli havasına rağmen filmi izleyici için eğlenceli hale getiren en önemli unsur. Bir anlamda filmin, başarısını buna borçlu olduğu söylenebilir. Ayrıca, oldukça normal ve sakin bir hayat yaşayan karakterlerin hepsinin kontrollerini kaybedip bir değişimden geçmelerinin, popüler kültürde son zamanlarda kullanılan ilgi çekici temalardan biri olduğunu söyleyebiliriz. Breaking Bad, Fargo ve kısmen Dexter gibi diziler bu konuda oldukça kaliteli yapımlar. Freud'un süperegosu, çeşitli görüşlerde farklı karşılıklar bulabilir. Örneğin, insanların doğaları gereği kötücül canlılar oldukları görüşüne istinaden, önüne geçilmezse sürekli birbirlerini öldürmeye devam edip barışçıl bir yaşama sahip olamayacaklarının anlaşılması ve yapılan toplum sözleşmesiyle, insanların güvenceye alınan temel hakları dışındaki haklarının, mutlak gücün ve yetkinin devlete verilmesi gerektiğini savunan Thomas Hobbes'un ünlü eseri Leviathan da bir nevi süperegodur. Buradan da, devletin yetkisini insanların bu ve buna benzer dürtülerini bastırmak için ve halk üzerinde sıkı bir kontrol oluşturma amacıyla kullandığı çıkarımında bulunabiliriz. Ancak, insanlar bütün haklarından vazgeçtiklerinde, kendilerine yapılacak olan haksızlıklara karşı durmaktan da vazgeçmişler midir? İnsan doğası gereği yasaklarla ve kısıtlamalarla karşılaştığında bunlara tepki gösterir, haklarını bir sözleşmeyle vermiş olsa dahi. Burada elbette sıra, Hobbes'un toplum sözleşmesi kavramını alıp üzerinde önemli birkaç değişiklik yapan John Locke'a geliyor. Locke da insanların doğası konusunda Hobbes ile hemfikir olmasına rağmen devlete verilecek güç ve yetki konusunda daha sınırlayıcı olmuş ve insanlara, devletin yetkilerini kötüye kullanması durumunda, toplum sözleşmesini yok sayabilme olanağı sağlamıştır. İlk ya da en güçlü devletlerin hala yerinde olmaması bunu kanıtlar niteliktedir. İnsanlar içlerindeki karşı konulamaz dürtüye uyar ve isyan ederler, ve ondan sonra devlet ve devleti temsil eden kurumlar eski değerlerine sahip olamaz artık. Bu, kontrolü kaybetmekten zevk alma haline dönüştüğünde insanlar artık kaybettikleri kontrolün yaratıcılarından biri olan devletin süresinin dolduğunu anlarlar ve sonunu getirirler. Filmimizdeki karakterlerden Simon, onunla aynı durumdaki ve öğrenilmiş çaresizliklerinde boğulmuş insanların aksine, artık kendisine yapılan haksızlığa karşı durmak istiyor ve başlarda hiçbir destek görmezken hikayenin sonunda bir kahramana dönüşüyor. Szifron, böylece hem böyle bir cesaretin ödüllendirilmesi gerektiğini anlatıyor hem de her ne kadar vurgusu yapılmasa da politika ile ilgili mesajlar veriyor gizliden gizliye: "Haksızlığa mı uğruyorsunuz, adalet yok mu? Siz sağlayın!"

Filmde her ne kadar tatmin edici bir sona ulaşşa da bu hikaye, ki devlet falan yıkmıyor Simon, gerçek hayatta olayların boyutu çok daha geniş ve zorlu bir hale geliyor.  Tarih boyunca gerçekleşen devrimlerden çok daha fazla sayıda gerçekleşememiş devrimlerin olduğunun bilinmesi önemli, çünkü insanlar, Hobbes'u haklı çıkartırcasına, barış içinde yaşayamama problemine sahipler ve egemen olma, kontrol kurma isteği, ya da belki dürtüsü de diyebiliriz buna, daha önceki dürtüleriyle deneyimlediklerinin önüne geçiyor ve aynı hatayı milyonlarca kez yapıp da asla ders çıkaramayan insanoğlu çıkışı pek mümkün olmayan bir döngünün içine giriyor. Sonuç, elbette yapılan devrimlerin sonucunda kurulan ve yine başka bir devrimin sonucunda yıkılacak devletler olarak görülüyor. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta, insanın içindeki karşı konulamaz dürtünün asla yok olmaması; bastırılabilir, dışa vurumu engellenebilir ancak asla yok edilemez olmasıdır. En çekinik, içe kapalı ve teslimiyetçi insanlar bile, yeterince üzerlerine gidilip damarlarına basıldığında, karşı koymak isteyecek ve sonunda kontrolünü kaybedecek, dolayısıyla içindekileri dışa vurup arınacaklardır ve en nihayetinde bundan zevk almaları kaçınılmaz bir hale gelecektir. Filmdeki ikinci hikayede aşçı Cocinera, aslında kendisiyle ilgili olmayan bir konuda oldukça hayati ve kesin bir karar vermekte bir an bile tereddüt etmez, ve Mazo ne kadar karşı çıksa da planladığı şeyden vazgeçmez ve yapar, yapar çünkü kaybedecek bir şeyi yoktur, yapar çünkü onun için bir tutsaklık hali olan durumdan kurtulmasının tek yolu olarak bunu görür ve yapar çünkü içindeki karşı konulamaz dürtü ona bunu yapmasını söylemektedir. Tefeci ve mafya olan bir adam ve hayatını mahvettiği bir kadın denklemdeyken, üçüncü bir kişi olarak aşçı, aslında Szifron, dahil oluyor olaya ve tam da bizim istediğimiz noktaya getirip, öldürüyor kötü adamı. Bu hikayede politikacılara göndermede bulunan Szifron, yine olmasını istediği ve istediğimiz bir senaryoyu filme alıyor. Cocinera'nın ağzından bize sesleniyor Szifron: "Dünyayı yönetenlerin hepsi piç kurusu. Uyan artık çocuk!" Yönetimden memnun olmamanın, içimizdeki dürtüyü harekete geçiren ateşleyicilerden biri olduğu su götürmez bir gerçek, ve Szifron da bunu akıllıca bir şekilde kullanmaktan geri kalmıyor.

Sonuç olarak, Szifron'un öç öyküleri antolojisi olarak tanımlayabileceğimiz bu portmanto filmi, yalnızca intikam ve öfke üzerine kurulu değil, aynı zamanda derinlerde saklı olan ve yok olmayan dürtüyü ve bu dürtüyle hareket etmekten zevk alma eylemini de aktarıyor izleyiciye. Belki de toplumsal düzenin bir sonucu olarak varlığını unuttuğumuz ya da deneyimlesek bile fark etmediğimiz bu dürtüyü, filmi izleyip üzerine düşündükten sonra açık ve seçik bir şekilde keşfetmemizi sağlıyor. Evrimsel ve kültürel süreçler içerisinden belki bastırılarak, kısıtlanarak ve biraz daha insanileşerek de olsa yok olmadan süregelen bu dürtü, her gün binlerce gazetedeki üçüncü sayfa haberlerini süsleyen milyonlarca haberin de çıkış noktasını oluşturuyor. Filmdeki hikayeler de, bu tür haberlerin arkasındaki olayları anlatıyor aslında. Szifron, normal hayatta haberini okuyup geçeceğimiz öyküleri akıcı, heyecan verici ve vurucu bir şekilde aktarıyor ve "Bakın," diyor "bu karşı çıkılamaz ve yok edilemez dürtü her an bizimle."

oluşturulma tarihi: 2016-01-07 01:20:04 (yaklaşık bir yıl önce)
güncelleme tarihi: 2016-01-07 13:02:46 (yaklaşık bir yıl önce)
okunma sayısı: 4, beğenilme sayısı: 4

yapışkan kelimeler: Relatos Salvajes

Yorumlar

Lord-Henry-Wannabe
Lord Henry Wannabe
Genel olarak başarılı bir yazı olmuş. Olayları işin ehli bir uzmanın ağzından anlatırcasına aktarmak yerine daha içsel, edebi bir üslup tercih edebilirsiniz. Kritiğin çözümlemeler üzerine bu denli çokça eğilmesi okuyucu için yoruyucu olabiliyor, bu yazıyı yazış amacınıza göre olumlu yahut olumsuz alınabilecek bir yorum tabi. :) ''Less is more'' kritik yazarken, yazarın can simidi olabilecek, önemli bir nokta. Bu kadar girift bir yazıyı kotarabilmeniz takdir edilesi, tespitlerinizden hayranlık uyandırıcı bir bilgi birikimi seziliyor. Fakat ayrıntının fazlası, okuyucunun bir yazıdan beklediği elzem unsur olmaktan çıkıp, anlatımda çapak oluşturabiliyor. Dediğim gibi, ben yazınızı beğendim. Eleştirilerimin pozitif olduğunun altını çizerim. İyi günler.
yaklaşık bir yıl önce
fawkessa
fawkessa
Eleştiriniz için çok teşekkür ederim, gerçekten. İlk film yazım diyebilirim bu yüzden sürekli bir geri bildirim alma isteği içindeyim, üslup ve detay konularında kesinlikle katılıyorum söylediklerinize, sizin de dediğiniz gibi yazılış amacı yüzünden böyle, detaya inmek ve derin bir inceleme sunmak gerekliydi. Yorumlarınız ve eleştiriniz için tekrar teşekkür ederim, beğenmeniz de gururumu okşadı diyebilirim. İyi günler.
yaklaşık bir yıl önce
fthgzl79
fthgzl79
Yazıyı gördüm,okudum,beğendim..
Film şahane..Yazmak için film seçiminiz takdir edilir..Kara mizah hastası biri olarak bu filmi çok beğendim tabi..Hatta filmi hatırladım sayenizde ve tekrar izlemek istiyorum..
Yazıyla ilgili şunu söyleyeyim..Ben devletin kendisine karşı birisiyim..Ahlak kavramına da karşıyım..Bu bakımdan bu filma bakış açım biraz farklı..Filmi izlerken,çoğu kişiden çok daha fazla eğlendiğimi söylemek isterim..Biraz karakterlerin yerine de kendimi koyuyorum..Benim de içimden geçen ama bastırdığım duygularım var..Bu filmde duygu bastırmak yok işte..
Devlet bizim duygularımızı bastırmamızı istiyor..Bu bizi hasta bireyler yapıyor..Devletin olduğu yerde sağlık/huzur ol(a)maz..!
8 ay önce

Olan Biten

  1. zett, "Ey, sinema üzerine yorum yapan ..." adlı yazıya yorum yaptı. 2 ay önce
  2. Rahilaa, "'Sybil' Gerçek Bir Hayattan Uya..." adlı yazıya yorum yaptı. 4 ay önce
  3. fthgzl79, "Kontrolü Kaybetme Zevki Üzerin..." adlı yazıya yorum yaptı. 8 ay önce
  4. fthgzl79, "Ey, sinema üzerine yorum yapan ..." adlı yazıya yorum yaptı. 8 ay önce
  5. Coreality, "Bir İç Hesaplaşma Olarak 'Dog..." adlı yazıya yorum yaptı. 8 ay önce
  6. gokturk_d, "Dekalog 1..." adlı yazıya yorum yaptı. 10 ay önce
  7. zverkov, "Dekalog 1..." adlı yazıya yorum yaptı. 10 ay önce
  8. mucahit, "Kış Uykusu Üzerine..." adlı yazıya yorum yaptı. 11 ay önce
  9. chillshaker, "Üç Renk: Beyaz..." adlı yazıya yorum yaptı. 11 ay önce
  10. sersak53, "Modern Zamanlar Anlatısı Üzer..." adlı yazıya yorum yaptı. yaklaşık bir yıl önce