Filim Adamı


Film Fecir » Bir İç Hesaplaşma Olarak 'Dogville'

Bir İç Hesaplaşma Olarak 'Dogville'

yazar: @zett
dogville (2003)

İnsan dışında hayata dair hiçbir obje yahut canlıyı kullanmadan salt insanı anlatan, insanı insandan soğutan bir yandan iyi ki izlemişim derken diğer taraftan yaşadığınız iç hesaplaşmalarla size dünyayı dar eden özel film.

 

İlkin 3 saat olması ve gerçek evler, sokaklar yerine tiyatro sahnesinde geçmesinden dolayı izlemek için bir iki denemede başarısız olduğumu söyleyebilirim. Ama sonrasında o üç saate değdiğini izleyince siz de anlayacaksınız-henüz izlemeyenler için-

 

Buradan ilerisi spoylır içerir:

 

Film adının kaynağı olan Dogville adlı küçük bir kasabada küçük insanların hayatlarının ve davranışlarının bir yabancının gelmesiyle nasıl değiştiğini konu alıyor.

 

İlk başta nedenini bilmediğimiz bir şekilde silahlı adamlardan kaçan Nicole ablanın kasabada gizlenmek için kendisini kabul ettirme çabasını izliyoruz. Bunun üzerinden insan ilişkilerinin altında toplandığı en gerçek kelimenin ne olursa olsun 'çıkar' kelimesi olduğu, gerçek dünyada saf iyiliği bile hak etmek için bedel ödenmesi gerektiğine vurgu yapılıyor. İlkin her şey olağan Grace kasaba sakinlerinin onu ele vermemesi karşılığında herkese evde, bahçede, mutfakta yardım etmeye başlıyor. Kasabalı ilkin ürkek ve saygılı ilk tanıştığımız insanlara bizim davranış biçimimiz nasılsa onlar da ona o kadar özenli davranıyor. Toplum bir şekilde kendinden olmayan 'farklı' olana merak ve hayranlık besleyerek onu mesafeli bir şekilde irdelemeye başlıyor.

 

Daha sonrasında ise belirli bir deneme süresinden sonra Grace kasabaya kabul edildikten sonra artık kendisini evinde kendi topraklarında gibi hissetmeye başlıyor. Çevresi onu o da çevresindekileri çok seviyor. Her şey güllük gülistanlık çünkü ortada sorun çıkaracak bir şey yok her şey dümdüz ama aslında en ufak bir şeyde yıkılacak kadar da kırılgan aynı gerçek hayatta olduğu gibi. Ve bu ufak şey de kasabaya Grace'i aramak için gelen polislerin kasaba halkı korkup ele versin diye Grace'in aslında banka soyguncusu olduğunu söylemesiyle başlıyor. İşte bu Grace'in kasabada sahip olduğu sakin hayatın dönüm noktası oluyor. Kasaba halkı polisin Grace'in hırsızlık yaptığını söylediği zamanlarda köyde saklandığını ve masum olduğunu bildiği halde tedirgin davranmaya başlıyor. Burada kelimelerin aslında ne kadar tehlikeli olduğunu görüyoruz. Gerçekliği tartışılır durumda olsa bile kelimeler, söylenen yalanlar insanları bir anda etkisi altına alabiliyor. Şüphe insanları içten içe kemirmeye başlıyor. Grace'in masum olduğuna hiç şüphesi olmadığını söyleyen kasaba halkı yine de hak yerini bulsun diye Grace 2 katı çalışsın diyor. Ve esas sorunlar burada başlıyor her eve günde 2 kez giden Grace doğal olarak hatalar yapmaya başladığında insanların gerçek yüzünü görmeye başlıyorsunuz. İnsanlara istediklerini vermediğiniz de o her zaman suratlarına taktıkları kocaman gülümsemenin ne kadar da soğuk ve zalim bir yüzü gizlediğini. Yavaştan kasaba halkının gösterdiği kabullenmişlik perdesinin altında aslında Grace'i hep ayrı, dış kapının dış mandalı olarak tuttuklarını görüyoruz. Bir de Lars abimizin filme ustalıkla yedirdiği cinsellik unsuru var ki dünyayı hep toz pembe görmekte ayak direyenlere bile insanın saf kötü yanını tokat gibi gösteriyor. Genç ve güzel olan -Nicole Kidman sonuçta- Grace'e babacan yaklaşan adamların bile kız daha çok çaresiz ve yardıma muhtaç kaldıkça onu nasıl da köşeye sıkıştırdıklarını onun acizliğini nasıl kendileri için bir fırsata çevirdiklerini görüyorsunuz. Aynı gerçek hayatta olduğu gibi insanlar başkalarının mutsuzluklarından beslenip onlar dibe çöktükçe hem kendi başarısızlıklarını kapatıp hem de onların acizliklerinden nemalanıyorlar.

 

Hem cinsel hem de duygusal anlamda istismara uğrayan Grace'in kasabadaki hayatı gitgide çekilmez bir hal almaya başlıyor. İlkin çok sevilen bağra basılan Grace günah keçisi ilan edilip sürekli polise verilme tehdidiyle bir şeyler yapmaya zorlanıyor. Etik, ahlak kumkuması gibi görünen kasabalılar için her şey olağan herkes birbirinin yaptıklarını görmezden gelip vicdanları rahat bir şekilde ortada dolanıyor -ki bu yönüyle bana ziyadesiyle Festen adlı (ki yine Lars Von Trier'in manifestosu dogma 95 'e göre çekilen ilk film) filmdeki o olması gereken ama olmayan vicdan azabının verdiği can yakan sahteliği hatırlattı -nasıl olsa suçlayacak biri var ve herkes tüm günahlarını onun üzerinde temize çekiyor.

 

Filmin artık sonuna doğru kasaba halkı Grace'in yaptığı bir konuşmayla kendi yarattıkları pisliğe daha fazla katlanamayacaklarını anlayıp onu arayan silahlı adamları aramaya karar veriyor. Hatta bunu Grace'e aşık olduğunu söyleyen ama Grace cinsel ilişkiye girmeyi reddedince ondan uzaklaşmaya karar veren sırt çeviren adam yapıyor. Burada da insanın ne yaparsa yapsın istediğini alamadığında bir hayvandan farksızlaşmaktan kurtulamadığını; yapılı saçların, makyajlı yüzlerin, mis kokulu giysilerin altındaki kokan ıslak köpeği bir yere kadar gizleyebildiğimizi anlıyoruz.

 

 

Son bölümse filmin konusunu anladığınızı düşündüğünüz sırada her şeyi kafanıza yıkıyor. Silahlı adamlar Grace'i almaya geliyor. Babası ve adamları..Grace'in kaçtığı şey aynı çirkinlikte şeyleri kasabadakilerin aksine kendisine değil başkalarına yapan adamlar. Bir mafya ve Grace o pis dünyanın içine girmemek için bu bulaştığı pislikten bile ayrılmak istemiyor. Yapılan onca şeye rağmen o kadar olağan karşılıyor ki her şeyi olabilir yapabilirler onlar insan her şeyi bağışlamalıyız, burada kalacağım diyor. Ve babasının kurduğu şu cümleyle her şeye tepkisiz kalan Grace'in iyilikten saflıktan değil insanın kendisiyle ilgili kabul etmekte en çok zorlandığı duygu olan kibirden böyle davrandığını görüyoruz:

 

Kimsenin hiç kimsenin senin yüksek ahlaki değerlerine erişemeyeceğinden o kadar eminsin ki, herkesi bağışlıyorsun.

 

Balyoz gibi ekrana inen bu sözle her şeyi doğal karşılamanın her şeyi tolere etmenin insanları anlamak değil bir yerde aşağılamak olduğu gerçeği ile yüzleştiğimde iş işten geçmiş 3 saatlik filmin sonuna gelmiştim.

 

Ve Grace de insanlar hata yapıyorsa sonucuna da katlanmalı deyip tüm kasabayı öldürtüyor. Filmin sonunda insanlar arasında sıkışık kalan ruhlarımızın gitgide değişmekten çok aynı kalmakta zorlandığını, temiz olanın asla aynı kalamayacağını dünya döndükçe daha da kirleneceğimizi ve en sonunda dünyayı temiz bir hale getirmekten vazgeçip en temiz şeyin kendimiz olduğuna inanıp yapılanları hoş görerek kendi sözde mükemmelliğimizle baş başa yaşayacağımızı anlıyoruz.

 

Ne kadar yazarsam yazayım bu filmin bana hissettirdiklerini asla olduğu şekliyle yansıtamayacağım ama kendinizle ve gerçek dünyayla yüzleşmeye hazırsanız izleyin derim, en azından izlemeden ölmeyin. 

 

dogvillscene

oluşturulma tarihi: 2012-04-02 20:19:31 (5 yıl önce)
güncelleme tarihi: 2012-04-16 22:47:11 (5 yıl önce)
okunma sayısı: 29, beğenilme sayısı: 29

yapışkan kelimeler: dogville, nicole kidman, lars von trier

Yorumlar

enik-kral
enik kral
bir kaç denemeye rağmen, bende filmin ortamına ısınıp izleyememiştim. hatta kendi kendime olm sen iyicene bozdun ne böyle filmlere para veriyorsun deyip dvd lerimin en altına atmıştım ki.. bu yazını blogun da görünce, deneme sürüşü yapılmış filmi izledim. gerçekten biraz filme tahammül edince filmin kalitesi ortaya çıkıyor. bu durum filmler için biraz daha sabırlı bir tutum içerisine girmeme neden olacak bakalım iyi mi olacak, kötü mü hadi hayırlısı..... eline sağlık zett.
5 yıl önce
zett
zett
İzlemesi biraz güç bir film ama bunu da Lars Von Trier'in bilerek yaptığını düşünüyorum. 'Benim sözlerim değerli, ne anlama geldiklerini ancak sabretmeyi bilenler öğrenecek.' diyor bir nevi. Afiyet olsun:)
5 yıl önce
peaceful89
peaceful89
ben filmi sıkılmadan ilk seferde izlemiştim.sanırım o aralar daha sıkıcı filmlere bile katlanma eğlimindeydim:) herneyse teşekkür ederim yazı için çünkü filmi yıllar önce izlememe rağmen nicholün herkesi öldürmesini anlayamamıştım affetmesinide anlayamadğım gibi
5 yıl önce
zett
zett
Filmle ilgili içimi dökmek için yazdığım yazı bir de faide sağladıysa ne mutlu bana, ben teşekkür ederim:)
5 yıl önce
gotella
gotella
oldukça güzel bir yazı ;)
5 yıl önce
zett
zett
teşekkür ederim:)
5 yıl önce
metinarslan127
metinarslan127
Ben de, uzunluğundan ziyade, içimi boğan, beni sıkıntılara, sinirlerimi kaldıran, sokan Dogville sakinlerinin aşşağılıkları yüzünden 3 adet 10'ar dakikalık molalarla izleyebildim. Yazıyı da çok başarılı buldum. Filmin anlatmak istediklerinin güzel bir özeti. Ellerine sağlık zett.
5 yıl önce
zett
zett
Teşekkür ederim filmi de yazıyı da beğenmene sevindim. İzlemesi zor ama içi gerçeklerle dolu bir film.
5 yıl önce
Coreality
Coreality
Filmin verdiği düşünceyi çok güzel bir biçimde dile getirmişsin, ellerine sağlık.
yaklaşık bir yıl önce

Olan Biten

  1. stupidflanders, "God on Trial ve Kötülük Probl..." adlı yazıya yorum yaptı. yaklaşık bir ay önce
  2. zett, "Ey, sinema üzerine yorum yapan ..." adlı yazıya yorum yaptı. 8 ay önce
  3. Rahilaa, "'Sybil' Gerçek Bir Hayattan Uya..." adlı yazıya yorum yaptı. 9 ay önce
  4. fthgzl79, "Kontrolü Kaybetme Zevki Üzerin..." adlı yazıya yorum yaptı. yaklaşık bir yıl önce
  5. fthgzl79, "Ey, sinema üzerine yorum yapan ..." adlı yazıya yorum yaptı. yaklaşık bir yıl önce
  6. Coreality, "Bir İç Hesaplaşma Olarak 'Dog..." adlı yazıya yorum yaptı. yaklaşık bir yıl önce
  7. gokturk_d, "Dekalog 1..." adlı yazıya yorum yaptı. yaklaşık bir yıl önce
  8. zverkov, "Dekalog 1..." adlı yazıya yorum yaptı. yaklaşık bir yıl önce
  9. mucahit, "Kış Uykusu Üzerine..." adlı yazıya yorum yaptı. yaklaşık bir yıl önce
  10. chillshaker, "Üç Renk: Beyaz..." adlı yazıya yorum yaptı. yaklaşık bir yıl önce