Filim Adamı



-> bir mevzu çıkar! -> film türleri -> "korku"nuzu nasıl alırsınız?




""Korku"nuzu nasıl alırsınız?" başlığına cevaben...




hegel
hegel
"Kalem oynatan ile ayı oynatanın buluştuğu yer"

İnsanlara “niçin içtikleri” sorulduğunda, genellikle “unutmak için” cevabını verirler. Aynı cevabı “niçin film seyrediyorsunuz” sorusuna da verebiliriz. Hayatın, gerçeğin sıradanlığından, sıkıntısından az da olsa uzaklaşmak, unutmak için diyebiliriz. Bu durumda gerçek hayattaki sıkıntılarımızdan damıttığımız paramızla, filmler ve benzer seyirlikler satın aldığımızda en iyisini bekleriz. Çoğumuz keyiflenmek, neşelenmek ister. Bu yüzden komedi filmleri en çok getirisi olan türdür. Macera, bilim kurgu, romantik vs. türler de paranızın hakkını alabileceğiniz seyirlikler sunabilir size. 

Peki ya korku? Neden korkmak için paramızı ve/veya zamanımızı harcarız. Karakterlerle beraber korkmak için mi, korkmuş karakterlerin başına gelenlerden keyif almak için mi? Gerçeği zedeleyerek filmin içine iyice dalmak, kendimizden geçmek tehlikeli midir? Yaşadığınızı nasıl ispat edebilirsiniz? Birbirinize doğrulatarak mı? Ya bütün dünya, evren “elle tutulur bir gerçekliğin” çok ötesinde bir yerdeyse? Ya hiç yoksa? Platon’un “mağaradaki gölgeler” benzetmesinden “Matrix” serisine kadar onca önerme varken, “gerçek”i sorgulamamak anlamlı mıdır? Sinemadan çıkmış insanın aydınlıkla karşılaştığında bir an afallaması nedendir? Ya da uyandığınızda, tuhaf bir rüyanın ağırlığı üstünüzdeyken hiçbir şey hatırlamamanız. 

Tekrar korku filmlerine dönersek, “yapılma ve seyredilme sebebi, bize sunulan/dayatılan gerçekliği zedelemek, çeperlerini yarıp başka bir şeye varmak” diyebiliriz. Karakterlerle beraber ölmek, sanal ölüm, intihar provası, bir korkağın “başkaları ölürken gözlerinin önünden hayatlarının film şeridi gibi geçmesine” ortak olmak belki de. Korku filmlerinin de çeşitli yöntemleri vardır.

Tekinsiz bir havanın film boyunca hüküm sürdüğü korkular. İlk saniyelerde bir korku filmi seyredeceğinizi anlarsınız. Her konuşma, her mimik, plan bu türe hizmet eder. Kesinlikle sıradan bir kesite yer vermez. 

Yaratığın uzun süre gösterilmediği korkular. Sizi o “büyük tanışmaya” hazırlamakla meşguldür ilk 60–70 dakika. Şafak sayar gibi dakikaları sayarsınız. Çekenlerde tanışma anında sizi hayal kırıklığına uğratmamak için müthiş bir yaratık çıkarmakla meşguldürler film çekimi boyunca. Chat yaparken yüzünü görmediğiniz aşkınızla karşılaşmak gibi heyecan vericidir. 

Çocukla korkutmak. Öte dünyaya inanmayan Japonlar için her kötülüğün bu dünyada cezası verilir. Eziyet edilen çocuklar da, gün gelir intikamlarını kendileri alır. Japonlar uzun süre bu türü sürdürmüşlerdir. Taklitçi, fikir kabızı Hollywood sayesinde de ekmeğini yemeyi sürdürmektedirler. 

Gündüz korkuları. Sıra dışı olmak adına, 40 derece güneşin altında, sıra dışılığı katmerlemek için ille de öğle sıcağında geçerler. Kahramanlar kolsuz atlet, safari şort gibi kıyafetlerle hem göze hem çekememezliğe hitap ederler. Biz de onları bu diri vücutlarından dolayı çok kıskandığımızdan, başlarına gelenler karşısında pek bir keyifleniriz.

Zombi, vampir, kurt adam, hortlak, vırkalak türü varlıklarla korkutmak. Bunlarla baş etme yöntemleri bellidir. Kıvrak bir zekâ, güçlü kaslar ve geçmişinde yaşadığın travmadan kalan kederli ve “her şeye hazırlıklıyım” bakışları.

İnançlarla, şeytanla vs. ile korkutmak. En tehlikelisidir. Neyle karşı karşıya olduğunuzu pek bilemezsiniz. Kim ne dese inanırsınız. Kör bir rahip de olabilir bu, ölmek üzere olan bir ihtiyar da, tuhaf görünümlü kafayı yemiş bir insan da. Gözlerinden kan akan bir İsa heykeli görürseniz alakasız bir yerde, beni hatırlayınız.

“Gore” denen, pek bir kanlı, genellikle sıradanlığın kol gezdiği korkular. Sizi kanla, kol, bacak, kafa kopartmakla korkutmaya çalışır. Daha çok sanat yönetmeninin, maketleri yapanın becerileriyle doğru orantılı olarak başarı sağlanır.

Amacı korkutmak değilmiş gibi başlayan, hayatın gerçeklerinden beslenen korkular da vardır. Melodram, trajedi gibi başlar. İyi hazırlandığında tadından yenmez. Ama bazı korku fanatikleri filmin başında soğuyabileceklerinden, sabırlı seyirciye hitab ederler.

Son on-onbeş yıldır türler iyice harmanlığından bu tür ayrımlar yapmak zorlaştı. Ama iyi bir korku, sizi hesapsız kitapsız korkutabiliyorsa tamamdır. Filmin bütününe yayılmış bir şiddet, kan revan içinde insanlar, her an bir patlamanın, vahşetin olduğu gidişat, bize artık olabilecek her şeyi kanıksatmasından dolayı tercih edilir bir şey midir bilmiyorum. Belki de en büyük sürpriz, minimalist türde bir film seyrederken uyuklamaya başlamış seyirciyi yerinden hoplatmak adına, beklenmedik bir korku sahnesiyle kendine getirmektir. Kim bilir.

Peki ya siz “korku”nuzu nasıl alırsınız? Sevdiğiniz korku türü ya da filmler hangileridir? Birkaç isim vermek gerekirse:


The Shining (1980) Yön: Stanley KUBRICK 

Videodrome (1983) Yön: David CRONENBERG (daha çok kafa açıcı özelliği vardır)

28 Days Later (2002) Yön: Danny BOYLE 

The Exorcist (1973) Yön: William FRIEDKIN 

Rosemary’s Baby (1968) Yön: Roman POLANSKI 

The Cell (2000) Yön: Tarsem SINGH (bu da tür kırması diyebiliriz)

Dog Soldiers (2002) Yön: Neil MARSHALL (İngiliz korkularının gerçekten değişik bir havası var)

The Descent (2005) Yön: Neil MARSHALL



Pzt, 16 Kas 2009, 17:10 (7 yıl önce)



yaz, çiz..

Yüz ifadeleri: " o:) ", " :3 ", " o.O ", " :'( ", " 3:) ", " :( ", " :O ", " 8) ", " :D ", " >:( ", " <3 ", " ^_^ ", " :* ", " :v ", " :) ", " -_- ", " 8| ", " :p "," :/ ", " >:O ", " ;) "