Filim Adamı



-> bir mevzu çıkar! -> mesaj kutusu -> şiirsiz yaşanır mı, sevdiğiniz şiirler ?




"şiirsiz yaşanır mı, sevdiğiniz şiirler ?" başlığına cevaben...




karamsaraylak
karamsaraylak


Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek Aşksız ve paramparçaydı yaşam bir inancın yüceliğinde buldum seni bir kavganın güzelliğinde sevdim. bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek! Aşk demişti yaşamın bütün ustaları aşk ile sevmek bir güzelliği ve dövüşebilmek o güzellik uğruna. işte yüzünde badem çiçekleri saçlarında gülen toprak ve ilkbahar. sen misin seni sevdiğim o kavga, sen o kavganın güzelliği misin yoksa... Bir inancın yüceliğinde buldum seni bir kavganın güzelliğinde sevdim. bin kez budadılar körpe dallarımızı bin kez kırdılar. yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz bin kez korkuya boğdular zamanı bin kez ölümlediler yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz. bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek! Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri suyun ayakları olmuştur ayaklarımız ellerimiz, taşın ve toprağın elleri. yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık törenlerle dikilirdik burçlarınıza. türküler söylerdik hep aynı telden aynı sesten, aynı yürekten dağlara biz verirdik morluğunu, henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz... Ne gün batışı ölümlerin üzüncüne ne tan atışı doğumların sevincine ey bir elinde mezarcılar yaratan, bir elinde ebeler koşturan doğa bu seslenişimiz yalnızca sana yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek! Saraylar saltanatlar çöker kan susar bir gün zulüm biter. menekşeler de açılır üstümüzde leylaklar da güler. bugünlerden geriye, bir yarına gidenler kalır bir de yarınlar için direnenler... Şiirler doğacak kıvamda yine duygular yeniden yağacak kıvamda. ve yürek, imgelerin en ulaşılmaz doruğunda. ey her şey bitti diyenler korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler. ne kırlarda direnen çiçekler ne kentlerde devleşen öfkeler henüz elveda demediler. bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek! Adnan YÜCEL


Cu, 20 Oca 2017, 19:50 (2 saat önce)
s_s_c
s_s_c



MERHABA CANIM
ben az konuşan çok yorulan biriyim
şarabı helvayla içmeyi severim
hiç namaz kılmadım şimdiye kadar
annemi ve allahı da çok severim
annem de allahı çok sever
biz bütün aile zaten biraz
allahı da kedileri de çok severiz

hayat trajik bir homoseksüeldir
bence bütün homoseksüeller adonistir biraz
çünki bütün sarhoşluklar biraz
freüdün alkolsüz sayıklamalarıdır

siz inanmayın bir gün değişir elbet
güneşe ve penise tapan rüzgârın yönü
çünki ben okumuştum muydu neydi
biryerlerde tanrılara kadın satıldığını

ah canım aristophones
barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum
ölümü de bir giz gibi tutuyorum içimde
ölümü tanrıya saklıyorum

ve bir gün hiç anlamıyacaksınız
güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum
düşüvericek ellerinizden ellerinizden ve
bir gün elbette
zeki müreni seviceksiniz

(zeki müreni seviniz)


Arkadaş Zekai Özger

http://www.youtube.com/watch?v=XC79dN3vd0U



Paz, 4 Eki 2015, 22:31 (yaklaşık bir yıl önce)
s_s_c
s_s_c


Arkadaş Z.Özger-Beyaz Ölüm Kuşları

http://www.youtube.com/watch?v=s2hOeuCMzcQ



Paz, 4 Eki 2015, 21:46 (yaklaşık bir yıl önce)
reklamlar

niteliksiz--adam
niteliksiz adam


 "Bir misafirliğe gitsem bana temiz yatak yapsalar; her şeyi, adımı bile unutup, uyusam..." M. C. Anday



Cu, 12 Ara 2014, 02:24 (2 yıl önce)
septimuss
septimuss


PİYER LOTİ

 

 

Esrar!

  Tevekkül!

  Kısmet!

  Kafes, han, kervan

               şadırvan!

  Gümüş tepsilerde rakseden sultan!

  Mihrace, padişah,

  bin bir yaşında bir şah.

  Minarelerde sallanıyor sedef nalınlar,

  burunları kınalı kadınlar

  ayaklarıyla gergef dokuyor.

  Rüzgarlarda yeşil sarıklı imamlar ezan okuyor!>>

 

 

İste frenk şairinin gördüğü şark!

İste

dakikada 1.000.000 basılan

kitapların

        şarkı!

Lakin

ne dün

   ne bügün

        ne yarın

böyle bir şark

           yoktu,

             olmayacak!

 

Şark

üstünde çıplak

          esirlerin

                aç geberdiği toprak!

Şarklıdan baska herkesin

orta malı olan memleket!

Açlığın kıtlıktan olduğu diyar!

Ağzına kadar

buğdayla dolu ambar!

               Avrupa'nın ambarı!

 

 

Asya!

Amerikan dretnotlarının tel direklerine

senin Çinlilerin

           uzun saclarından

sarı mumlar gibi asıyorlar kendilerini!

Himalayanın

       en yüksek

             en dik

                en karlı tepesinde

Britanya zabıtlerı cazbant çaldırıyorlar,

kara tırnaklı ayaklarını daldırıyorlar,

Paryaların

      beyaz dişli ölülerini attığı Ganja!

Anadolu baştan başa

              Armıstrongun

                    talim meydanı oldu!

Asyanın bağrı doldu!

Şark

    yutmayacak

           artık!

Bıktık be bıktık!

İçinizden biri

         can verebilse bile

                      açlıktan ölen öküzümüze,

burjuvaysa eğer

            gözükmesin gözümüze!

Hatta sen

      sen Piyer Loti!

Sarı muşamba derilerimizden

birbirimize

        geçen

           tifusun biti

senden daha yakındır bize

                    Fransız zabıtı!

Fransız zabıtı sen

            o üzüm gözlü Azadeyi

bir orospudan

          daha çabuk unuttun!

Kalbimize diktiğin

             Azadenin taşını

bir tahta hedef gibi topa tuttun!

Bilmeyenler

       bilsin:

sen bir şarlatandan başka bir sey değilsin!

Şarlatan!

Çürük Fransız kumaşlarını

yüzde bes yüz ihtikarla şarka satan:

                              Piyer Loti!

Ne domuz bir burjuvaymışsın meğer!

Maddeden ayrı ruha inansaydım eğer,

Şarkın kurtuldugu gün

              senin ruhunu

                    köprü başında çarmıha gerer

karşısında cigara içerdim!

Ben elimi size verdim,

size verdik bir elimizi

kucaklayın bizi

          Avrupanın sankulotları!

Sürelim yan yana bindiğimiz al atları!

Menzil yakın

        bakın

         kurtuluş günü artık sayılı.

Önümüzde şarkın kurtuluş yılı

bize kanlı mendilini sallıyor.

Al atlarımız emperyalizmin göbeğini nallıyor.

 

                                      Nazım Hikmet

                                         1925

 



Pzt, 17 Kas 2014, 17:25 (2 yıl önce)
güncellendi: 2 yıl önce (2014-11-17 17:25:50)
reklamlar

AleksandrKaydanovskiy
AleksandrKaydanovskiy
http://www.youtube.com/watch?v=4GmViOsBun8

Varla yok arasındayım 
Varla yok arasındayım
Hep, varla yok arasındaydım.
Zaten.
Ben bilmedim ki 
niye teyelliyim, niye?

Varla yok arasında
Varla yok arasında
Elimde bir kırık testi

Elimde bir kırık testi
Nereye bırakayım!

 

Birhan Keskin



Prş, 4 Eyl 2014, 19:52 (2 yıl önce)
sophist_
sophist_
http://ambientnights.tumblr.com/

Bir Gece / Özdemir Asaf 

 

gecede bir uyku, 
uykunun içinde ben... 
uyuyorum, 
uykudayım, 
yanımda sen 

uykunun içinde bir rüya, 
rüyamda bir gece, 
gecede ben... 
bir yere gidiyorum, 
delicesine... 
aklımda sen. 

ben seni seviyorum, 
gizlice...... 
el pençe duruyorum, 
yüzüne bakıyorum, 
söylemeden tek hece. 

seni yitiriyorum, 
çok karanlık bir anda... 
birden uyanıyorum, 
bakıyorum aydınlık; 
uyuyorsun yanımda, 
güzelce....



Cts, 2 Ağu 2014, 12:40 (2 yıl önce)
AleksandrKaydanovskiy
AleksandrKaydanovskiy
http://www.youtube.com/watch?v=4GmViOsBun8

"Gözlerin bir yeşil fanilaydı balkonda uçuşan 
Sicim yağmur taklidi 
Bıkmıştım zor geçen kışlarımı anlatmaktan 
Bardağa birkaç çiçek ıslamaktan. 
Parmağımın ucunda kırmızı kenarlı bir bulut 
Onu uzatırdım sana, yalnızlık gibi iri bir damla 
Parmağıma düşen bir damla kandı aşk.

Seni sevince pazara çıktım sevinçten 
Enginar aldım “süper enginarlar” diye bağıran adamdan 
Oturup ağladım sonra, şaşırdın. 
Bu “süper” oluşta canımı acıtan bir şeyler vardı. 
Canımın acısıydın. 
Ben bir tek o canı unutmamak için her şeyi hatırlamıştım. 
Sevişmiştik. 
Evde binlerce tespih böceğinin ayak izleri 
Sevişmiştik. 
Biri başımdan aşağı pırıltılarla dolu bir sözlüğü 
boşaltmış gibi 
Seni sevince kıpırdayan her şiiri 
Kahverengi bir çaydanlıkta saklıyorum.

Sonra gittin. 
Birlikte kışlıkları naftalinleyecektik. 
Söz vermiştim unutmayacaktım gözlerini 
Bir yeşil fanila gibi ipte, alıp ütüleyecektim. 
Herkese iyi akşamlar demeyi öğretecektim gözlerine. 
Sonra gittin. 
Çocuk oldum bir daha, ağladım. 
Kaç şiir, kaç kere sular altında kaldı. 
Kitaplar, aşk, her şey. 
Her şeyi son bir kere daha kurtaramazdım. 
Keşke nane şeker gibi mentollü bir buluttan doğaydım 
Sonra gittin. 
Beyaz bir küf büyüdü evde, tersten yağan kar gibi. 
Keşke dünya toz şekeri ile kaplı olsaydı. 
Çocuk oldum sonra ağladım, yağmur bile beni ayıpladı. 
Söz dedim, söz verdim. 
Ruhumu gömdüğüm yer hala belli. 
Güneşi özledim, sonra seni 
Keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım.

Sonra gittin 
Gözlerin bir yeşil fanila unutulmuş balkonda 
Sicim yağmur taklidiydi 
Artık iyice inceldi."  

 

 

                                      Didem Madak

 



Cu, 1 Ağu 2014, 23:54 (2 yıl önce)
AleksandrKaydanovskiy
AleksandrKaydanovskiy
http://www.youtube.com/watch?v=4GmViOsBun8

günler geçer ve çalışır şafağın değirmeni
kim bilebilir ki kimi neyi eskittiğini
ben ne kadar önemserdim kendimi hay allah
sen ne kadar kumraldın aynalarda hay allah
temmuz tam bu işe göredir bana kalırsa
gel bağışlayalım birbirimizi..

                                                              TURGUT UYAR



Cu, 25 Tem 2014, 11:13 (2 yıl önce)
AleksandrKaydanovskiy
AleksandrKaydanovskiy
http://www.youtube.com/watch?v=4GmViOsBun8

Çağrılmayan Yakup / Edip Cansever

I

Kurbağalara bakmaktan geliyorum, dedi Yakup
Bunu kendine üç kere söyledi
Onlar ki kalabalıktılar, kurbağalar
O kadar çoktular ki, doğrusu ben şaşırdım
Ben, yani Yakup, her türlü çağrılmanın olağan şekli
Daha hiç çağrılmadım
Biri olsun "Yakup!" diye seslenmedi hiç
Yakup!
Diye seslenmedi ki, dönüp arkama bakayım
Ve içimden durgun ve çürük bir suyu düşüreyim
Ceplerimdeki eskimiş kağıt parçalarını atayım
Sonra bir güzel yıkanayım da.
Ben size demedim mi.

Evet, kurbağalara bakmaktan geliyorum
Sanki böyle niye ben oradan geliyorum
Telaşlı, aç gözlü kurbağalara
Bakmaktan
Bilmiyorum
Bilmiyorum, bilmiyorum
Ben, yani Yusuf, Yusuf mu dedim? Hayır, Yakup
Bazen karıştırıyorum.

Bazen karıştırıyorum ya, çok uzun bir gündü
Sonra bu çok uzun günün sıcak bir günü
Kediler kırmızı alevler halinde koşuyordu
Onlar işte hep boyuna koşuyordu
Birileri çıkıyordu ordan burdan

Hiç çıkmamak halinde ve ölgün
Birileri çıkıyordu
Geceden kalma bir lamba yanıyordu, açık
Bir pencerenin sokağa doğru içinde
Bu uyum korkunçtur Yakup!
Yakubun olması korkunçluğudur bu
Dünyanın insana doğru içinde
Yakup, Yakup!
Burdayım, yani ben.. evet, geliyorum
Lambayı söndürmesinler, geliyorum
Siz bütün lambaları yakın, evet
Ben, yani Yusuf, Yusuf mu dedim? hayır, Yakup
Bazen karıştırıyorum.

Ve kendine bilinmeyenler yaratan Yakubum ben, iyi ya
Durduğum bir gündü, diyorum, bütün ilgiler sizin olsun
Her türlü bir şeyler sizin olsun, ben artık
Hep böyle istiyorum, ayıp değil ya
Durduğum bir gündü, diyorum, yüzümü göğe doğurduğum
Bir gündü ve yaşar gibi kaldığım bir yaşama içinde
Ve yollarda ölü baykuşlar bulduğum
Bir ölünün günü boyayan renginde
Çürük evler bulduğum, içleri sonsuz kayalar
Kayalardan dondurmalar sorduğum
Ben, yani Yakup, Yakubun hiç çağrılmamış şekli
Kim bilir ne diyordum
(Kim bilir ne diyordu bir baykuş yaratıldığına
Bir baykuş tarafından
Ve bütün baykuşlar o bütün baykuşların arasında ne oluyordu
Ben ne oluyordum.)

Bütün iskemleler ağır ve hastalıklı
Bir gidip bir geliyordum kendime aptallaşarak
Bunu Yakup söyledi
Dedi ki, çünkü herkes Yakubu yaşıyordu, bense
Çöllerden ve kızgın güneşlerden icatlar yapıyordum
Kızgın kağıtların üstüne
Ve alevler halinde dünya bana dokunuyordu
Ve ayakta soğuk bir bira içmiş kadar bir anlamım oluyordu bazen
Oluyordu ve bir de
Bir otobüse bindiğim, biletçinin bilet bile kesmek istemediği ben
Kendimi koruyordum
Bunu bana Yakup söyledi
Öyle bir Yakup ki bu, onca din kitaplarının sözünü bile etmediği
Kimsenin sözünü bile etmediği bir Yakup
Ben
Bunu hep biliyorum
Bunu hep biliyorum ve işte
Özgürüm, cezasız duruyorum.


II

Kurbağalara bakmaktan geliyorum
Dedi Yakup, bunu kendine üç kere söyledi
Telaşlı, açgözlü kurbağalara
Bakmaktan geliyorum. Ben sanki Yusuf
Ve Yusuf değil
Her gün bir tahtaboşta asılı duruyorum
Ve durmuyorum. Ben işte Yakup
Yok artık karıştırmıyorum.

Taş merdivenleri ağır ağır çıktım, bunu ben böyle yaptım
Eski taş merdivenleri. Yanımdan bir sürü adam
Geçti ve kolayca gittiler
Müzik aletleri renginde ve pırıl pırıl gittiler
Yanan güneşin altında
Onlar ki.. onlara benzer şeyleri ben çok gördüm
Ve onlar bir zamanı tamamladılar, öyle yaptılar
Ve sordum
Yakup daha başka nasıl bir Yakup olsun
Ve onlar daha başka nasıl bir onlar olsunlar ki
Yakup ve onlar nasıl olsunlar. İşte ben taş merdivenleri
Kurbağalara bağlayan taş merdivenleri
Durmadan kendimle karıştırıyordum
Kimse beni tutup çıkarmıyordu
Vıcık vıcık taşlar duyuyordum ayaklarımın altında
Anlamsız, yapışkan bir yığın taşlar
Yoruldum! bunu sanki biri söyledi
Yakubun biri
Ara katta bir pencerenin önüne ancak gelebildim
Kendime bir isim düşünerek
Birden ki bir isim düşünerek kendime. Hayır bu kimse değil
Ancak gelebildim

Aşağıda bir luna park kımıldıyordu. Ah kurbağalara bakmam gecikecek
Luna park kımıldıyordu, hem öyle değil
Bu uyum korkunçtur Yakup
Bir yokluğun kımıldamaya doğru içinde
Ve sen ki böyle tanımlanırsan Yakup
Yakuup!
Bir şey ki seni çağırıyor, o şimdi ne olmalı
Gene bir Yakup olmalı bu, Yakup
Kurbağalara bakman gecikecek, bunu ben nasılsa söylüyorum
Nasılsa ben bunu bir kere söylüyorum
Günşse kırmızı top taşıyan bir adamın tahta bacağını çok yakıyordu ki
Adam içinden bağırdıkça dünya
Ters yönden yaratılıyordu, diyebilirim
Bir öğle üzeriydi adamın içindeki kalp
Kan kalp
Kırmızı top
Yakıcı dönüşümler çıkaran
Belli ki susmak yaratılmamış şekliydi dünyanın
Öyle değil mi Yakup
Hemen hemen öyleydi, Yakup bunu söyledi
İyi ki söyledi. Ara katta bir pencerenin önüne ancak gelebildim
Şimdi bir kurtarabilsem ayaklarımı
O benim ayaklarımı.. taşlardan
Bir kurtarabilsem
Saat on ikiyi gösteriyordu ki, ben nerdeydim
Bir zamansızlığın Yakuba doğru içinde
Saat on yediyi ve yirmi biri
Gösteriyordu ki, ben nerdeydim
Her saniyedeki ve işte her saniyedeki
Ben, yani Yakubun o dağılgan şekli
Nerdeydim.

Bilmem ki. Bir avukat benim ellerimi tuttu. Gözlüklü bir kadındı bu, iyi mi
Kim bilir bir çağın neresinden burada. Anlaşılması
Yoktu ki. Kendine özgü bir duruşu
Yoktu ki. Pek güçlü kolları vardı yalnız
Ne diyordum, ben işte Yakup
Çekiverdi beni taş hamurun içinden
Pek öyle gürültüyle değil
Bir başka yapışkanlığın içine
Çekiverdi beni
Göğüsleri pek hoştu, ipekli bir giysinin altındaydı onlar
Sonra elleri ve kalçaları pek hoştu
Kılların ve bütün oynak yerlerin ölümlere doğru içinde
Bacaklarıyla bir şeyler bir şeyler bir şeyler yapıyordu artık
Onu ben çok iyi görüyordum. Ama çarşaflar, öyle bir takım kıpırdanmalar araya
giriyordu
Engelliyordu bizi
Ter içindeydik. Ellerimden çekiyordu. Ter içindeydik
Beni kurtarmak istiyordu, bir isim gibi Ben'i
Ter içindeydik
Terlerimiz üstümüzde duruyordu, yıkanmış yeni kaplar gibiydik
Üstümüzde ölgün ve kararsız su tanecikleri bulunan
Biz Yakup
Biz gözlükten, taş hamurdan ve beyaz çarşaflardan
Ve biraz hiç çağrılmamaktan yapılmış
Kurbağalara geldik.


III

Kurbağalara bakmaktan geliyorum
Dedi Yakup, bunu kendine üç kere söyledi
Masalarda oturmuşlardı. Ben oradan geliyorum
Yazı makineleri, kağıt sesleri
Ben oradan geliyorum.

Önce bir kenarda durdum, hiç kimse beni çağırmadı
Sonra bir yer bulup oturdum. Hadi bir sigara içeyim dedim
Olmaz, dedi mübaşir kılıklı kurbağanın biri
Belli ki yeni tıraş olmuştu, bana yakasından bir kopça eksik gibi geldi
Öyleyse peki, dedim, ayağa kalktım, şöyle bir duvara dayandım
Bu kez de duvarlarda sanki duvarca bir sözdizimi
Olmaz ki, Yakup!
Peki Yakup ne yapsın, bu aklımdan bile geçmedi
Herkesin durduğu bir yere gittim. Ben Yakup
Ya onlar kimdi
Aralarına aldılar beni. Artık ben hiçbir şey göremiyordum
Biri bir şeyler söylüyordu yalnız, yüksekçe bir yere oturmuş
Onu ben duyuyordum
Duyuyordum, sesi başımın üstünden dünyaya yayılıyordu
Ve "Yakup" sesini ancak anlıyordum. Yakubun ötesinde
Birtakım sözler ediliyordu, onları ben anlamıyordum
Anlamıyordum ama, iyi sözler söylemiyorlardı benim için
Sonra bir şey daha vardı anlamadığım: yani ben neydim ki, ne yapmış olmalıyım
Ben, yani Yakup
Dedim ki kendi kendime, insan ne söylerse söylesin
Ve ne yaparsa yapsın, öyle değil mi
Bütün bunlar bir bir kalacaktır yaşamanın içinde
Diye düşündüm ya ben
Ben, yani Yakup
Bütün gücümle bunu bağırdım
Ben ki bağırdım işte, bütün kurbağalar bir olup beni dışarı çıkardılar
Bir odaya aldılar beni, ellerime gözbebeklerime
Daha başka yerlerime de baktılar
Sonra bilmiyorum ki, kapıyı gösterdiler bana
Ben, Yakup, beni hiç kimse çağırmadı
Sokağa çıktım, bir sürü yerlerden geçtim. Şimdi
Hatırlıyorum da, bir deniz kıyısında azıcık durabildim
Yosunlar, kumlar, şeytan minareleri
Ve kumlarda katılaşmış kıvrımlar
Bağırdım, bağırdım, bağırdım
Tanrının ayak izleri!
Tanrının ayak izleri!


IV

Kurbağalara bakmaktan geliyorum. Ben Yakup
Bunu Yakup söyledi
Yıkanmış çamaşırlar duruyordu odamın penceresinde
Gök işte bu beyazlıktan azıcık alıp veriyordu, diyebilirim
Bir kırlangıç onu kirletmese
Ki onlar o kadar çok siyahtırlar ki, ben
Onları hiç sevmem
Ve demek ki benim odamda hiç kimseler yoktur
Odamın düşünülmesi halinde bile
Kimseler yoktur
Biri sanki çarşıya çıkmıştır sürekli bir biçimde
Ve biraz da çarşılar
Ve durmadan satılan o kırık dökükler bitmez ki
Bitmesin
Çünkü bir gün bir boy aynası satın almak istiyorum ben
Kirli ve eski
Bir at arabasının aynaya doğru büyüyen içinde
Onu ben taşıtmak istiyorum, caddelerin
İntiharlara doğru büyüyen içinde
Ben, yani Yakup
Kurbağalara bakmaktan geliyorum işte
Açgözlü, mor kurbağalara
Akşama doğru birdilim ekmek yiyeceğimbelki
Bir bardak da süt içeceğim. Sonra
Bir güzel uyumak istiyorum, bütün gün çok yoruldum
Ben
Gözlükten, taş hamurdan ve çarşaflardan
Ve biraz hiç çağrılmamaktan yapılmış Yakup
Uyumak istiyorum.

Ve sabah bunları bir bir kendime anlatacağım
Yakubun gene bir yokluğa doğru büyüyen içinde.


Edip Cansever / Çağrılmayan Yakup (1966)



Paz, 20 Tem 2014, 23:04 (2 yıl önce)





yaz, çiz..

Yüz ifadeleri: " o:) ", " :3 ", " o.O ", " :'( ", " 3:) ", " :( ", " :O ", " 8) ", " :D ", " >:( ", " <3 ", " ^_^ ", " :* ", " :v ", " :) ", " -_- ", " 8| ", " :p "," :/ ", " >:O ", " ;) "